TURA OYUNU

 
 
Arguvan Atma yöresinde düğün denilince akla davul ve zurna gelir. Davul zurna eşliğinde herkes halay çekip oynasa da tura çalınca oyuncular değişir. Atma ve Dırejan düğünlerinde davul zurna tura havası çalınca yaşlıların nasıl canlandığına bizzat tanık oldum. Tura oynamayı göze alan kişi, aynı zamanda dayak atmak kadar, dayak yemeyi de göze alan kişidir.
 
Tura oyunu iki ekipten oluşur. Taraflar gurup olarak köy köy veya farklı köylerden guruplar oluşturarak ayrılırlar. Önceden hazırlanmış turalar gelir. Turalar örülmüş kemer biçiminde ki ipler biçimin de olur. Yada bükülmüş bezlerden de yapılanlar vardır. Ekipler belirlenince davul zurna tura havası çalmaya başlar. Tura havası çalınca turacılarda büyük bir heyecan başlar.
 
Tura aslında bir savaş oyunudur. Askere gidecek delikanlıları acıya alıştırmak amacıyla folklorumuza yer etmiştir. Hem rakibine vurarak saldırıyı, hem ide rakibinin saldırılarından savunmayı içermekte. Bir nevi savunma ve saldırıdır. Turada rakibe dayak atmak çok zevkli olduğunu herkes bilir. Dayak yemenin zevkli olduğunu söyleyen turacılar da yok değil. İyi bir tura ( kamçı ) yiyen oyuncunun daha iyi oynadığı turacılar tarafından söylenir.
 
Taraflar hazırlanınca turacılar meydana çıkar. Davul zurna eşliğinde kamçılar çalışmaya başlar. Herkesin ayrı bir tura oynama şekline tanık olursunuz. Gerçekten tura insanların bir şekilde kendini ispatlama biçimidir. Rakibe nasıl nerede vuracağını iyi hesaplamak zorunda. Vurduğunda kamçısının istediği biçimde hedefe ulaştıran büyük bir haz duyar. Bir yandan çeşitli sesler çıkartarak kendini motive eder. İyi bir vuruştan sonra meydan da bir horoz gibi kabararak meydan okumayı ihmal etmezler. Kimisi çok vurmayı tercih etse de kimisi az ve öz vurmayı tercih eder. Asıl turacılar genelde az ve öz vurmayı seçerler. Oyuncu vurma işlevini bitirince turayı kendi arkadaşına vererek meydandan bir kez daha geçerek rakibine vurma şansı verir. Bu sırada vurulan turaları hiç hükmü yokmuş havası yaratır. Vururken ne kadar şiddetli vurduğunu nara atarak destekleyen turacı, rakibin vuruşlarını küçümseyerek hareket eder.
 
Tura oyunun da nereye vurulması gerektiğini belirleyen kuralar vardır. Genelde bel kısmına vurulması gerekir. Boyundan kemere kadar olan alan vurma alanıdır. Kafa ve kalçalar yasak bölgedir. Bacaklara da vurmak yasaktır. Kimi zaman bu bölgeye yanlışlıkla vuran turacı küçümsenir. Kural dışı çıkanlar nazikçe uyaranlar olsa da kızarak uyaranlarda olur. Turaya girmeden kalın elbise ve yelekler giyilerek korunma sağlanmaya çalışır. Bazıları sadece gömlekle turaya girerek “Senin vurduğun turadan ne çıkar” gibi rakibini küçümseme tavırlar sergiler. Yada acıya ne kadar dayanıklı olduğuna dair seyircilerine bir mesaj vererek kendini kanıtlamış olur.
 
Bütün tura oyunların da kişinin kendi rüştünü ispatlaması tavrı söz konusudur. Vuruş şeklinden tutun da tura oynarken sergilediği davranış şeklerinde bunları görebilirsiniz. “Tura oyunu” isminden de anlaşıldığı gibi bir oyundur. Burada bütün amaç vurmak değildir. Vururken çeşitli figürler sergileyerek foklarik bir yapı kazandırmak. İlk tura oyununu lisede öğrenci iken Gökağaç köyünde bir düğünde izleme sansım oldu. Hıdır Kabakçı sergilediği figürler bende büyük beğeni ile iz bırakmıştı. Turayı alıp rakibine saldırdığı zaman, sahnenin orta yerine gelip turasıyla ( Kamçı ) yere bir tane vurup etrafında bir daire şeklinde dönüp naralar atarak, rakibini takip edip bir tane vurmak koşuluyla hareketini tamamlardı. Turayı yere vurup etrafında dönmesi onu hem heybetli hem de sevecen yapardı. Turayı izlediğimde böylesi farklı hareketler beklesem de genelde rakibe vurmayı amaçlayan kişiler bu figürleri sergilemeye vakit ayırtmadan oynuyorlar. Amaç sadece vurmak olunca görüntü pek hoş olmuyor.
 
Eskide çok iyi tura oynayan kişilerin hikayeleri kulaktan kulağa anlatılır. Genelde köyler ve kabileler arasında oluşan guruplar arasında acımasızca oynanan tura oyunundan sonra, haftalarca kan işediklerini söyleyen kişiler tanıdım. Turaları akşamdan suya koyup daha fazla sertleştirerek acının dozunu artırmayı hedefleyen eski turacılara rağmen yeni nesil daha esnek.
 
Bizim köyde yani Bellikler de anlatılan eski bir tura hikayesini sizinle paylaşmak istiyorum. Parlak ( Ali Parlak ) çok iyi tura oynayan biriymiş. Köyde düğün kurulur. Parlak düğün sahipleri ile küsülü olduğun da düğüne gitmez. Düğünde tura çalmaya başlar ve oyuncular turaya girerler. Karşı rakip güçlü olduğunda bizim ekip dirense de karşı tarafla baş edemeyeceğini anlarlar. Hemen biri “Gidin Parlak’a haber verin bizi perişan ettiler” der. Haber gider gitmez Parlak heyecandan ayakkabısını giymeden yalın ayak turaya yetişir. Güçlü olduğu kadar sesi de heybetli olan Parlak kime vurursa adam bir daha turaya girmez. Oldukça sert ve isabetli vuruşları karşı takımı zorda bırakır. Böylece köyünün ve takımının itibarını koruyarak hünerini de sergilemiş olur.
 
Günümüzde güzel oynayan gençlerimizde yok değil. Atma düğünlerinde tura düğüne ayrı bir renk katıyor. Tura çaldığında yaşlıların heyecanlandığına tanıklık ettim. Tabi ki bu oyunu sahiplenip yaşatmak gerekir. Çeşitli motiflerle süsleyerek yarın ki kuşaklara aktarmalıyız düşüncesindeyim. Kültürel yönü ağır basmalı turanın. Turacılar kendi aralarında iyi oynayanı taktir ederler. Bense her tura oynayanın farklı figürler sergilemesini taktire değer bulurum. Aslında o acıya katlanan herkesi taktiri hak ettiği kaçınılmaz bir gerçek. Atalarımızdan bize miras kalan bu kültürü yaşatırken şunu unutmamamız gerek. Tura bir oyundur rakibe daha çok vurmaktan öte güzel figürler sergileyip oyuna değişik renkler katmalıyız düşüncesindeyim. Öyle değil mi turacı dostlar?

RIZA PARLAK
  04 / 11 / 2011

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

banner40

banner45

banner57

banner39

banner44

banner56